Kimliksiz Nesneler
Bir nesnenin kimliğini tanımlayan özellikleri ise içinde bulunulan zaman, coğrafya, kültür, toplum, gelişmişlik düzeyi, dini ve siyasi yapı gibi birçok faktöre göre şekillenir.

Kimliğin tanımı TDK’da insan için “toplumsal bir varlık olarak insanın nasıl bir kimse olduğunu gösteren belirti, nitelik ve özelliklerin bütünü” olarak tanımlanırken nesneler için “herhangi bir nesneyi belirlemeye yarayan özelliklerin tümü” olarak karşılık bulur. Onlara atfedilen ve kimlik olarak tanımlanan bu özellikleri sayesinde nesneler kendileriyle aynı kategoride yer alan diğer nesnelerden ayrılır. Bir nesnenin kimliğini tanımlayan özellikleri ise içinde bulunulan zaman, coğrafya, kültür, toplum, gelişmişlik düzeyi, dini ve siyasi yapı gibi birçok faktöre göre şekillenir.

Bir nesnenin hakikiliği, maddi varlığından tarihsel tanıklığına değin, başlangıçtan bu yana o nesnede gelenekleşmiş olanların bütününden oluşur. Tarihsel tanıklık maddi varlıktan temellendiğinden, birinci öğenin insanlarla bağını kesen yeniden-üretim, ikincinin, yani tarihsel tanıklık öğesinin de sarsıntı geçirmesine yol açar. Sarsıntı geçiren, yalnızca bu öğedir hiç kuşkusuz; ancak tarihsel tanıklıkla birlikte zarar gören, nesnenin otoritesinden başka bir şey değildir. (Benjamin, 2018 ,s.55).

 Sanayi Devrimi’nden günümüze kadar gelen süreçte nesnelerin seri-üretim bağlamında kimlikleri, tecimsel değerler doğrultusunda değişime uğramıştır. İnsan “Nesneyi betim aracılığıyla, daha çok kopyalar, yani yeniden-üretim yoluyla en yakın görünümü içerisinde el altında bulundurma gereksinimi günden güne artmaktadır.’’ (Benjamin, 2018, s.57). Sanayi devriminden önce proleterleşme söz konusuyken, nesneler kimlikli, biricikti. Proleterleşmenin azalmasıyla, her şeyin artık seri-üretim olarak piyasaya sürülmesiyle, hızlı tüketim anlayışının yükselip, emeğin değerinin azalmasıyla bu kimlikli nesnelerin yerini artık tek tipleşmenin getirdiği ‘kimliksiz nesneler’ almaya başlamıştır.

Günümüz sanatında, seri üretimle beraber kimliksizleşen nesnelerin yansımaları Duchamp’ın ‘ready-made’leri  ile   sanat dünyamıza giriş yapmıştır.  20.yy başında sanatın tıpkı ticari bir mal olarak seri üretim devinimi, giderek sanat eserlerinin kimliksizleşmesine yol açmıştır ve artık ready-made olarak nitelenen nesnelerin sanatta kullanımı ortaya çıkmaya başlamıştır. Görsel 1’de ki ‘Çeşme’ adlı Duchamp’ın yapıtı seri üretim ve üreticilerin ekseninde bir çeşit reddedişi temsil etmektedir. Aynı zamanda sürekli tefekkür eden sanat üretimlerine ve onların bu otomatizasyona bağlanmış üretim/tüketim ilişkisine karşı da bir başkaldırı niteliği taşımaktadır. 

Duchamp’ın amaçladığı daha önemli bir değişiklik sanatçı/sanat-nesnesi/halk ilişkileriydi. Sanatçı, dış ya da iç güdüsüne dayanarak belli bir nesneyi ele alıp ona herhangi bir anlam verecek yaratıcılığı ve ustalığı kullanacağı yerde, sadece bir nesne seçiyordu - hem de, Duchamp’ın vurguladığı gibi rasgele bir biçimde seçiyordu. Bu nesne yeni ve benzeri olmayan bir eşya olacağı yerde, sıradan ve seri yapım sonucu bir ürün oluyordu. Böyle bir nesnenin tek yeniliği, sanatçının ona sağladığı yeni konum ve bu değişmenin getiridiği anlam değişikliğiydi (sanatçının imzası ya da herhangi bir ekleme de buna bir katkıda bulunabilirdi; örneğin, fırçayla ressamca yazılmış ‘R.Mutt’ imzası bu sıradan soğuk parçaya belli bir özellik kazandırmıştı.) (Lynton, 1991, s.133-134).

Sanatçının bu seri üretim nesnesini seçmesi ve seçilen nesneyi sanat eseri olarak ortaya koymasıyla, sanat eserlerinde kimliksiz nesneler yer bulmaya başlamıştır. Seri üretimin getirmiş olduğu kimliksiz nesneler, biricikliğin de ortadan kalkmasıyla ve çoğaltım çağına giriş yapılmasıyla sanat alanında  kimliksiz nesneler kullanılmasına  neden olmuştur.

Tekniğin olanaklarıyla çoğaltım çağı, sanatı kült temelinden ayırdığında, sanatın özerklik görünümü de sonrasız ortadan kalkmış oldu. Sanatın böylece uğradığı işlevsel değişim ise çağın bakış açısının sınırları dışına taştı (Benjamin, 2018, s.61).

Görsel 2’de ki Andy Warhol’un yapıtı, çoğaltım çağında, biriciklik kavramını ortadan kaldırmıştır. Warhol’un bu yapıtında her gün tükettiği  Camphell Çorba Kutuları sıradanlaşmıştır ve birer kimliksiz nesnelere dönüşmüştür. Bunları yeniden üretilebilirlik bağlamında tekrardan baskıyla çoğaltması da sanat eserlerinin seri üretim nesnesi şeklinde yani kimliksiz nesneler olarak üretilmelerine sebep olmuştur.

Kimliksiz nesnelerin günümüzdeki, yaşamsal alanda kullanım örneklerine bakıcak olursak, Görsel 3’te ki, Anadolu Halı, bu kimlikli nesnelere bir örnektir. Bu halılar dokunarak, motiflerle bezenerek yapılmaktadır. Bu motifler o dönemki toplumsal yaşantıyı yansıtan motiflerdir. Motifler halıya belli bir statü kazandırıyordu ve bu halıların bulundukları mekanlar, halılar sayesinde toplumsal alanda bir statüye işaret ediyordu. 

Örneğin, Görsel 4’te ki Van Eyck tablosunda Selçuklu Dönemine ait halı örneği tablonun alt kısmında görülmektedir. Selçuklu dönemine ait olduğu halının üzerinde ki motiflerin keskin biçimleri olmasıyla açıklanabilir. Aynı zamanda o halı, o dönemde barış ve savaş zamanlarında Anadolu da ki iktidarının, yabancı devlet iktidarına hediye etmiş olduğu örneklerden biridir. Yine tabloda, bir iktidarın altında serili görülen halı, tabloda görülen figürlerin toplumsal anlamda  statü rollerini belirlemede etken faktördür. 

Gerek üretim biçimiyle, gerekse üzerinde ki motiflerin bir kültüre ait olmasıyla, halı kategorisinde ele alınan Görsel 5’teki halıflex örneğinden ayrılmaktadırHalıflex, Anadolu halısıyla işlevsel olarak aynıdır. Ama ayrıldıkları noktalar ise; Anadolu halısının bir kültürü temsil etmesi, o dönem ki toplumsal yaşantıya dair izler taşıması gibi kimlik faktörleridir. Bu yönüyle Anadolu Halısı seri üretimle  beraber kimliksizleşen halıflexten ayrıldığı gözlemlenmektedir.

 

Kültür İnşaası

“Kültür’’ olağanüstü derecede karmaşık bir kelime-iddiaya göre İngilizcedeki en karmaşık iki-üç kelimeden biri-ama başlıca dört anlamı öne çıkıyor. Kültür, (1) sanatsal ve düşünsel eserler toplamı; (2) ruhsal ve zihinsel gelişim süreci; (3) insanların yaşamlarına yön veren değerler, gelenekler, inançlar ve simgesel pratikler; (4) bütün bir yaşam tarzı anlamına gelebilir (Eagleton, 2019, s.15).

Kültür, Eagleton’un tanımlamalarından biri olan “insanların yaşamlarına yön veren değerler, gelenekler, inançlar ve simgesel pratikler” olarak ele alacak olursak, kültür tüm gündelik yaşamla ilişkilidir. Yaşadığımız coğrafya ve bunun getirmiş olduğu gelenekleri ve değerleri geniş bir mercekte kapsar. Her coğrafyada farklı kültürleri içinde barındırır.  Sanayileşmeyle beraber, insanların şehirlere göç etmesi, şehirlerin kozmopolit yapıya sahip olmasına etki etmiştir. Ama bu kozmopolitlik içinde kültür kendi varlığını sürdürürken alt kültürü görmezden gelir.’’Kültür kuramı melezlik ve çoğulluktaki acıları silme tehlikesi taşır. Çeşitliliğin meleksi öğelerini öne çıkarırken şeytansı öğelerini görmezden gelir.”(Eagleton, 2019 , s.42). Kültürün altı olarak nitelenen alt kültür doğmaya başlar. Bu da esas kültürün üstünün örtülmeye çalışılmasıyla, bir kimliksizlik yaratır.  Yaratılan bu kimliksizliğe  rağmen insanların temel bir parçası olan,  kültür inşaa etme süreçleri başlamış olur.

Türkan Yılmaz